İlkler


19/3/2009 · Kategori: Islam

ALLAH'ın ilk yarattığı kalemdir. Yarattı ve "kıyamete kadar olacakları yaz!" buyurdu."
* * *
"'ALLAHın ilk bina ettiği semadır." "Yeryüzüne ilk konulan dağ Ebu Kubeys dağıdır." "Yeryüzünde ilk bina edilen ev Kabe'dir." "Yeryüzüne ilk konulan yer Kabe'nin yeridir. Yeryüzü oradan uzatılmıştır." "ALLAH'ın bu ümmete ilk farz kıldığı ibadet namazdır,ALLAH 'a arz olunan amellerin ilki de namazdır."
* * *
"Rasûlullah'ın ilk kıldığı namaz öğle namazıdır."
"Semada ilk ezan okuyan Cibril aleyhisselamdır."
"İslam'da ilk ezan okuyan Bilal'dir."
"Hesaplayarak on iki saatlik zaman ölçüsünü ilk koyan Nuh aleyhisselamdır. Gemide iken namaz vakitlerini bilmek için bunu yapmıştır."
* * *
"Rasûlullah'ın cemaatle ilk kıldığı namaz öğle namazıdır."
"Mescid-i Haram'da cemaati ilk defa daire şekline getiren Haccac'dır. Ondan önce düz saflar halinde duruyorlardı."
"Mescidde ilk kandil yakan Temim-i Dari'dir.
Hazret-i Ömer'in hilafeti zamanında mescidi aydınlatmıştır."
"Rasûlullah ilk cuma namazını Benî Salim mescidinde kıldı. (Bugünkü Mescid-i Cum'a'da) Bu, Medine'ye geldikten sonra ilk kıldığı Cumadır."
"Minberde ilk hutbe okuyan İbrahim aleyhisselamdır."
"Rasûlullah'a ilk minber yapan Temîm-i Dari'dir."
"Ölümü ilk temenni eden Yusuf aleyhisselamdır."
"İlk oruç tutan Adem aleyhisselamdır. Her aydan üç gün oruç tutardı."
"İlk telbiye getirenler meleklerdir. Beytullah'ı ilk tavaf edenler de meleklerdir."
"Safa ve Merve arasında ilk sa'yeden Hazret-i Hacer'dir."
"Kabe'ye ilk örtü yaptıran Hımyer kıralı Es'ad'dır. (Kur'an'da Tübba' diye zikrolunan).
"Kendisine Zemzem ilk çıkarılan İsmail aleyhisselamdır."
"Benî İsrail arasında ilk fitne kadın mevzuunda çıkmıştır."
"İşlenen ilk günah haseddir. İblis, Adem'e secde etmekle emrolundu da hasedinden etmedi."
"Günahların başı kibirdir. İblis büyüklenip Adem'e secde etmedi."
"'ALLAH'a asî olunan ilk günahlar kibir, hased ve hırstır."
"'ALLAH'a ilk isyan eden İblis'dir."
* * *
" ALLAH yolunda ilk savaşan İbrahim aleyhisselamdır. Lut aleyhisselam Rumlar tarafından esir alındığı zaman gidip onu kurtarmıştır."
"Orduyu sağ kanat, sol kanat ve merkez olarak ilk tanzim eden İbrahim aleyhisselamdır. Lut'u esir alanlarla savaşa giderken bunu yapmıştır."
"Sancağı ilk yaptıran İbrahim Aleyhisselamdır. Lut aleyhisselam'a karşı baskın yapanların üzerine yürüdüğünde sancak tutmuştur."
"Kalkanı ilk yapan Davud aleyhisselamdır."
"İlk ata binen İsmail aleyhisselamdır."
* * *
" İlk elbise diken İdris aleyhisselamdır. Ondan önce derilerle örtünüyorlardı."
"Sabunu ilk yaptıran Süleyman aleyhisselamdır."
"İlk sarık saran Zülkarneyn'dir.
"İlk tac giyen Nemrud'dur."
"İlk misafir ağırlayan İbrahim aleyhisselamdır,"
"İlk muaneka yapan (kucaklayan) İbrahim aleyhisselamdır."
"İlk musafaha yapan Zülkarneyn'dir."
* * *
"Krallardan kendisine ilk musiki icra olunan Nemrud'dur."
"Raks ve benzeri şeyleri ilk çıkaranlar Samirî'nin arkadaşlarıdır. Buzağıya tapmaya başladıklarında bunları ihdas ettiler."
* * *
"Bu ümmetten ilk kaldırılacak olan haya ve güvenilirliktir."
"Hazret-i Aişe şöyle demiştir: Bu ümmet arasında Hazret-i Peygamber'in gidişinden sonra çıkan ilk bela tokluktur. Çünkü milletin karınları doyunca bedenleri semizleşti, kalbleri zayıfladı, dünyalık istekleri arttı."
* * *
"Arşın gölgesinde ilk gölgelenecek olan, borçluyu sıkıştırmayan yahut borcunu silendir." "İlk hesaba çekilecek olan Cibril'dir. Çünkü O ALLAH 'ın, Rasûlüne gönderdiği eminidir."
"Mîzana ilk konulacak amel güzel ahlaktır."
"Cennete ilk çağrılacak olanlar, sevinçli anlarında da, sıkıntılı anlarında da durmadan ALLAH'a hamd edenlerdir."

(İmam Süyutî bunları hadis kaynaklarından senetlerini zikrederek naklediyor: EI-Vesail fî müsamerati'il-evail, Birinci baskı, Beyrut, 1406, Daru'l-kütübi'l-ilmiyye.)

Ali Hüsrevoğlu, Altınoluk Dergisi

Yorum (1) Yorum yaz! Etiketler :

Gıybet, söz yangınıdır!


18/3/2009 ·

Hekimoğlu İsmail

Gıybet, söz yangınıdır!


Mehmet Çalışkan ağabeyle hacca gitmiştik. Bir odada on kişi kalıyorduk. Odada bulunan ağabeylerin hepsi, müftü, hoca, âlim kimselerdi. Birilerinin aleyhinde konuşulduğu bir an Mehmet Çalışkan ağabey beni yanına çağırdı, "Ömer efendi" dedi, "Ben çok hastayım..." "Aman ağabey neyin var?"

"Ben kimsenin arkasından konuşamıyorum, acaba ne yapsam?"

"Tamam ağabey tamam, anladık." diyerek sustum. Aleyhte konuşmalarımızda, bir yazarın kitabını tenkit ederdik veyahut falan kişinin yanlış fetvası hakkında konuşurduk. Yani bize göre konuşmalarımız gıybet değil, ilmî tartışmalardı. Fakat Çalışkan ağabey, onlara da razı olmazdı.

Bir arkadaş, bir kızla evlenmek istiyordu. Hiç alakası olmayan bir başka adam geldi ve o ailenin aleyhinde konuştu. Bunun üzerine arkadaş, evlenmekten vazgeçti. Gıybet, bir yuvayı daha doğmadan boğdu...

Arkadaşı ikna etmeye çalıştım; "İnsanlık halidir, hemen vazgeçme. O kızın ailesini tanıyorum, muhterem insanlar. Kızcağız iyi huylu, dürüst bir hanımdır." dedim fakat arkadaşım, söylenen sözlerin tesirinde kaldığı için evlenmedi...

Her insanın zaafları, noksan yanları bulunur. İşte bir başkası, insanların bu yanlarını konuşursa o konuştuğu kişi ona düşman olur. Bir millet birbirine düşman olursa geriye bir şey kalmaz.

Gıybet, bir insanın yüzüne söyleyemeyeceğimiz, hoşlanmayacağı sözleri arkasından söylemektir. Allah, Kur'an-ı Kerim'de hiçbir kötü fiili, "ölü kardeşinin etini yemek" kadar tiksindirici bir ifadeyle men etmemiştir. Demek ki gıybet, bu kadar kötü bir iş... Söyleyeceğimiz sözler bitti mi ki, onu bunu çekiştiriyoruz?.. Gıybet, edepsiz insanların işidir. İnsan, kınadığını yaşamadan ölmezmiş. Bunu ben söylemiyorum, Peygamberimiz (sas) söylüyor. "Bir kimse, kardeşini bir kusur ile ayıplarsa, o kimse ölmeden o kusuru işler." buyurmuş Peygamberimiz (sas).

Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri, bir yemeğe davet edilmiş. Yemeğe başlayacakları sırada davetlilerden birisinin henüz gelmediğini fark etmişler. İçlerinden birisi demiş ki, "O ağır bir adamdır." İbrahim Hakkı Hazretleri anlamış ki bu gıybet devam edecek, bu kıvılcım yangına dönüşecek, "yanmaktansa kalkıp gitmek daha iyidir" demiş, sofradan kalkıp gitmiş.

Bazıları diyor ki, "Allah'ın bildiğini kuldan mı saklayalım?" Allah, bizim her halimizi biliyor diye çıplak gezebiliyor muyuz? Aynı şekilde Allah her şeyi bilir amma, biz Allah'ın bildiklerini bildiremeyiz.

Peygamber Efendimiz (sas), "Gıybet zinadan daha kötüdür." buyurmuş. Sahabe de demiş ki, "Nasıl olur Ya Resulallah?" "Adam zina eder. Sonra tevbe eder, Allah mağfiret buyurur. Gıybet eden ise gıybeti edilen kişi affetmedikçe mağfiret olunmaz." buyurmuş.

Bana göre gıybetin tek çaresi Allah'tan korkmaktır. Çünkü ağzımızı yaratan Allah, ağzımızdan çıkan sözleri işitir ve hesabını sorar.

Senai Demirci kardeşimizin "Söz Yangını" isimli kitabında, akılla vahyin bütünleştiğini gördüm. Kendisini tebrik ederim. "Söz Yangını" isimli kitabı herkese tavsiye ederim...


28 Şubat 2009, Cumartesi

Yorum (1) Yorum yaz! Etiketler :

Hayatınızı iktisatla mı, israfla mı yaşıyorsunuz?


18/3/2009 · Kategori: Islam

 AHMED ŞAHİN

Hayatınızı iktisatla mı, israfla mı yaşıyorsunuz?



Soru: Helal paranın kolay harcanamayacağını, bu sebeple israftan kaçınıp iktisatla sünnet üzere yaşamak gerektiğini ifade ettiğiniz yazınızda, belli bir kesimi örnek vermediğiniz için, kim gibi yaşayalım ki israfsız sünnet üzere yaşadığımızı kabul edelim diye düşünd

Toplumda çok farklı yaşama örnekleri var. Bize hangi kesimi örnek verebilirsiniz? Bu konuda bir ölçü var mı? İsrafta ve iktisatta kim gibi yaşamalıyız ki, örneğimizi doğru tespit ettiğimizi düşünüp müsterih olalım?

Cevap: Geçmişte bu konularda örnekler vermiş, Bediüzzaman Hazretleri'nin bir tarifinden hareketle toplumdaki iki türlü yaşayışa dikkati çekerek demiştim ki:

- Çevremizde iki türlü yaşayış örneği vardır. Biri, israfçı azınlık örneği, diğeri de iktisatlı çoğunluk örneği.

Şayet israfçı azınlığa özenir, onların bol harcamalı israflı hayatını örnek alırsanız ömür boyu şikâyetçi olursunuz hayatınızdan. Çünkü israfçı azınlığın belli bir sınırı yoktur. Hangi israflı hayata ulaşsanız, onun da ötesinde bir başka israflı hayatı göreceksiniz. Böylece başkalarının israflı hayatına imrenerek tüketeceksiniz ömrünüzü. Kaldı ki, israfçıların tekerlemesi çoğunlukla:

-Ver Allah'ım ver, kulun haram helal demez yer! şeklinde oluşmaktadır.

Siz böyle diyemezsiniz. Siz ancak:

- Ver Allah'ım ver, kulun sadece helal yer! diyebilirsiniz. Helal kazanç ise israfta harcanamaz. Efendimiz'in (sas) işaretiyle: Bize sevad-ı azama uymak yakışır. 'Aleyküm bissevad-il azam!' Yani mütevazı halk çoğunluğunun yaşadığı iktisatlı hayatı örnek almak gerekir!.

Bize yakışan hayat, halk çoğunluğunun yaşadığı israfsız iktisatlı hayat. Aslında bu da bir başlangıç olur tam sünnet olan tek çeşit yemekli hayata ulaşmak için. Bu konudaki örneğimizi de şöyle arz etmiştim geçen yazılarımda:

İslam'ın büyük halifesi Hz. Ömer'in huzuruna giren Ahnef bin Kays, halifenin israftan uzak mütevazı sofrasını görünce der ki:

-Ey müminlerin emiri, halife olduğunuz halde de tek çeşit yemekle mi yetiniyorsunuz?

Örneğini hiç şaşırmayan halife soruya şöyle cevap verir:

-Elbette halife olduktan sonra da tek çeşit yemekle yetiniyorum. Çünkü, benden önceki halife Hz. Ebu Bekir de tek çeşit yemekle yetiniyordu. Onun örnek aldığı Allah Resulü de tek çeşit yemekle yetiniyordu. Şöyle devam eder:

-Bizler örneklerini unutmayan kimseleriz. Sen bu soruyu örneklerini yitirip de kim gibi yaşayacaklarını bilemeyenlere sor! Sözünü şöyle bağlar:

- Ey Ahnef unutma! der, sofradaki helal ise hesabı var, haram ise azabı!.

İşte bizim unutmadığımız örneklerimizi böyle sıralamamız mümkündür.

Efendimiz (sas) Hazretleri şöyle bir bakış açısı da verir bize:

-Maddi konularda hep kendinizden aşağıda olanlara bakın. Böylece ekonomik açıdan sizden aşağıda olan nicelerini görecek, hayatınızdan şikâyet değil şükür duygusu duyacaksınız.

Ne var ki, ahir zamanda böyle bakmayıp da, israfçı azınlığı örnek alan ailelerin çıkacağını da haber veren Efendimiz buyurur ki:

-Öyle bir zaman gelecek ki, aile reisinin felaketini, hanımı ve çocukları hazırlayacaktır. İhtiyaç olmayan şeyleri (israfçı azınlığa bakarak) ihtiyaç sanıp isteklerini çoğaltacaklar, bunca istekleri helal kazançla karşılamaya gücü yetmeyen aile reisi de harama yönelmeye kendini mecbur sanacak. Böylece çocukları babalarının, hanımı da beyinin harama düşmesine sebep olacaklar!

İşte bu hatırlatma da israfçı azınlığı örnek almanın tehlikesine dikkatimizi çekerek bizi uyarmaktadır.

Bu hatırlamalardan sonra soruyu artık kendi nefsimize sorabiliriz:

-Kimi örnek alarak yaşıyoruz? İsrafçı azınlığı mı, iktisatçı çoğunluğu mu?

Şimdi örneğimizi düşünme sırası bizde!

18 Mart 2009, Çarşamba

Yorum (yok) Yorum yaz! Etiketler :

« Önceki ::